Çünkü herkes konuşmaya hazır, dinlemeye kapalı. Çünkü herkes savunmada. Bir cümle kuruyorsunuz, karşınızdaki anlamak yerine karşılık vermeye hazırlanıyor.

Daha Merhaba demeden, Ne var? sorusu geliyor.

Nezaketle konuşsanız üstten baktınız deniyor.

Sussanız niye sustunuz? diye hesap soruluyor. Sesinizi yükseltmeden konuşmaya çalışsanız herkes sesini çoktan yükseltmiş bile.

Bir ricayla yaklaşıyorsunuz, karşınızda sanki yıllardır savunmada yaşamış bir insan var. Henüz cümle bitmeden cevap hazır. Çünkü dinlemek vakit kaybı, haklı çıkmak aslolan.

Biz galiba konuşmuyoruz.

Biz nöbetteyiz. Herkes tetikte. Herkesin içi

Beni eleştirme! değiştirme!

Olduğum gibi kabul et! diye yazan görünmez tabelalarla dolu. Biz ne zaman bu kadar sertleştik?

Kentsel dönüşümde vatandaşları borçlandırmadan konut ve işyeri sahibi yapacağız!
Kentsel dönüşümde vatandaşları borçlandırmadan konut ve işyeri sahibi yapacağız!
İçeriği Görüntüle

Ne zaman bu kadar kolay alınıp bu kadar hızlı parladık?

Eskiden biri bir şey söylendiğinde düşünürdük. Şimdi önce alınıyoruz. Sonra ses yükseltip öfkeleniyoruz. En son, eğer hâlâ enerjimiz kalmışsa, Ne demek istedin? diye soruyoruz.

Çünkü kırılganız. Ama bunu kabul etmek, en korktuğumuz şey. Herkes güçlü görünmek zorunda. Herkes ayakta kalmak zorunda. Bir söz söylendiğinde alınmamızın sebebi çoğu zaman o sözün

fazla isabetli olması.

O yüzden sesler yükseliyor. O yüzden bakışlar sertleşiyor. O yüzden en basit cümleler bile kavga provasına dönüşüyor. Nezaketi zayıflık, sakinliği eziklik zannediyoruz. Ama en ufak eleştiride en yüksek sesle kırılıyoruz.

İşin ironisi de empati isteyenler, empati kurmuyor. Anlaşılmak isteyenler dinlemiyor. Herkes kendine karşı hassas, başkasına karşı hoyrat. Herkes kırılgan.

Ama kimse kırılgan görünmek istemiyor. Herkes güçlü durmayı öğrendi, iyileşmeyi öğrenemedi.

Artık kimse duyulmak istemiyor.

Çünkü duyulmak sorumluluk getirir. Herkes haklı çıkmak istiyor. Çünkü haklı olmak, düşünmemeyi sağlar.

Oysa bazen biri bir şey söylediğinde cevap vermeden önce bir nefes alsak. Savunmaya geçmeden önce Ne demek istedin? diye sorsak. Nezaketi yapıcı bir köprü olarak görsek.

Belki de insan olmak, biraz da Belki ben de yanlış anladım! diyebilecek cesarete sahip olmak değil mi? Çünkü herkes bu kadar sertleştiğinde kimseye sığınılacak bir yer kalmıyor. Sesini yükselten kazanmıyor. Sadece yalnızlaşıyor.

Bugün birine bir şey söylenebiliyorsa, orada hâlâ güven vardır.

Bu çağda güven, bulunması zor, kaybedilmesi çok kolay ve fark edilmesi genellikle çok geç olan en büyük lüksümüzdür. Ne yazık ki fark ettiğimizde de genelde çok geç oluyor.