Aynı riskleri paylaşmaktır.
Aynı çatının altında farklı hayatların, birbirine bağlı olduğunu kabul etmektir.
Bu yüzden apartman hayatı, bireysel olduğu kadar toplumsal bir yaşam biçimidir.
İşte tam da bu nedenle, kentsel dönüşüm süreçleri, hem teknik hem hukuki hem de vicdani süreçlerdir.
Çünkü bazen bir kişinin attığı adım, onlarca insanın hayatını değiştirebilir.
Bugün yürürlükteki mevzuat kapsamında, iriskli yapı tespiti süreçleri, belirli başvurularla başlatılabilmektedir.
Bu durumun temel amacı, elbette insan hayatını korumaktır.
Depreme dayanıksız yapıların, tespit edilmesi ve güvenli yapıların oluşturulması kamu yararı açısından son derece önemlidir.
Ancak uygulamada... zaman zaman farklı tartışmalar da ortaya çıkmaktadır.
Bazı binalarda dönüşüm konusunda ortak bir uzlaşma oluşmamışken...
Bazı komşular ekonomik olarak bu sürece hazır değilken...
Bazı yaşlı insanlar yıllardır kurdukları düzeni kaybetme korkusu yaşarken...
Bazı aileler mevcut kira seviyeleriyle dahi geçinmekte zorlanırken...
Tek bir başvuru ile başlayan süreç, onlarca insanın hayatını bir anda değiştirebilmektedir.
İşte tam da burada, hukuk ile vicdan arasındaki, ince çizgi ortaya çıkar.
Çünkü yapılabilen her şey, yapılması gereken şey olmayabilir.
Bazen insanlar sahip oldukları hakları kullanırken ortaya çıkacak sosyal sonuçları yeterince düşünmeyebilir.
Bazen de bencilce ekonomik menfaatleri doğrultusunda davranabilirler
Özellikle ekonomik olarak güçlü olan...
Başka gayrimenkulleri bulunan...
Başka evlerde yaşayabilecek imkânlara sahip olan kişiler için dönüşüm süreci, daha kolay yönetilebilir olabilir.
Ancak aynı binada yaşayan herkes, aynı şartlara sahip değildir.
Bir emekli için...
Tek evi olan bir aile için...
Sabit gelirle yaşamını sürdüren bir komşu için...
Kentsel dönüşüm,
Hayat düzeninin de değişmesidir.
Maddi belirsizliktir.
Yeni kira yüküdür.
Yeni bir yaşam mücadelesidir.
İşte bu yüzden ortak yaşamın olduğu yerde
Ben karot aldırırım! cümlesi ne vicdana ne de insanlığa sığar.
Çünkü bir apartman yalnızca tapulardan oluşmaz.
İnsanlardan oluşur.
Anılardan oluşur.
Komşuluklardan oluşur.
Bazen en büyük sorun, insanların birbirlerinin şartlarını görememeye başlamasıdır.
Bir taraf güvenlik endişesi taşırken...
Diğer taraf ekonomik kaygı taşıyabilir.
Bir taraf yeni bina hayali kurarken...
Diğer taraf mevcut hayat düzenini kaybetmekten korkabilir.
İşte gerçek olgunluk, gerçek insanlık, kendi penceremizden bakmaktan çok,
Karşımızdakinin penceresinden de bakabilmektir.
Çünkü kentsel dönüşümün amacı, insanları karşı karşıya getirmekten öte,
ortak bir gelecekte buluşturmaktır.
Bu nedenle böylesine büyük kararların mümkün olduğunca şeffaf yürütülmesi,
Kat maliklerinin bilgilendirilmesi,
Uzlaşma yollarının,
Ortak aklın aranması, komşuluk hukukunun korunması, büyük önem taşır.
Çünkü hukuk süreç başlatan, güveni başlatamaz.
Kanunlar karar verebilir.
Ama vicdanı ikna edemez.
Yeni bina yapılabilir.
Ama kırılan komşuluk ilişkileri çoğu zaman yeniden yapılamaz.
Belki de bu yüzden, kentsel dönüşüm masalarında, sorulması gereken en önemli soru...
Bu işlemi yapma hakkım var mı? olmamalı..
Bu kararı verirken aynı apartmanda yaşayan insanların hayatlarını yeterince düşündüm mü? olmalı.
Bir apartmanda gerçek dönüşüm,
Vicdanın da empatinin de güçlenmesiyle başlar.
Kendi menfaati uğruna onlarca komşusunu mağdur eden kişi, belki yeni bir daireye kavuşabilir...
Ama geride bıraktığı vebalin ağırlığından, kolay kolay kurtulamaz.
Kaybettiği şey insanlıktır.
Kendi çıkarı için onlarca komşusunun hayatını altüst edenler, yeni bir daireye sahip olabilir.
Ama vicdanın tapusunda, o mağduriyetlerin yükü ömür boyu silinmez.