Çünkü bazı kırılmalar bağırmaz, çağırmaz, kapı çarpmaz. Gayet kibar olur.
Hatta çoğu zaman harikasın diye başlar. İçimizden bir şey çat! diye ses çıkarır ve biz durumu büyütmemek adına hâlâ bir şey şey olmadı! demeye devam ederiz. Ta ki kendimize şu soruyu sorana kadar.
Ben bu insanı ne zaman bu kadar ciddiye aldım?
İşte o soru, kırılmanın ta kendisidir.
Yüzümüze methiyeler dizenlerin, arkamızdan kuyumuzu kazdığını öğrendiğimizde incinen gururumuz olmaz. Gururumuz sapa sağlamdır.
Kırılan saf niyetimizdir. En çok da iyi niyetli cümlelerden yoruluruz. Bizi överken gözümüzün içine bakıp, arkamızdan konuşurken kelimelerini titizlikle seçen insanlardan. En sessiz kötülük biçimi de budur. Bir yüzüyle omzumuza yaslanırlar diğer yüzleriyle ayağımızın altını oyarlar. Düşerken bile kendimize kızarız. Fazla alınganlık gösterdim diye. Aksine kandırılmamız çok zarifti de ondan. Sadece iyi niyetimizi yanlış kişiye teslim ettik.
Açık düşmanlıkla baş edilir de güler yüzlü kötülük insanı hep hazırlıksız yakalar. Gelirken ayakkabılarını çıkarır, sesini alçaltır, vedalaşırken de iyi dilek bırakır. Çoğu zaman çok naziktir. İncitirken bile.İnsan incindiğini fark edene kadar o çoktan teşekkür etmiş olur.
Cümleleri ütülü, niyeti fludur. Hep ortadadır ama hiçbir yerde net değildir.
İnsanı asıl yoran kötülükten öte bu her şey yolundaymış gibi hâlidir. İki yüzlülerin çoğalmasının sebebi karakterden çok yaşadığımız çağla ilgili aslında. Cesaret pahalı, dürüstlük riskli, maske kampanyalıdır. İnsanlar doğruyu söylemek yerine, dürüst gibi görünmenin avantajlı paketinden yararlanır.
Ama her maske ağırdır. Takanı yorar. Eninde sonunda da düşer.
Herkes iki yüzlülerden şikâyet eder, ama kimse onlara neden bu kadar alan açtığını sormaz. Belki de sorun iki yüzlülerin varlığı değil, bizim onları sürekli idare edilebilir sanmamızdır.
Bazen en doğru mesafe, hiçbir şey söylemeden alınandır. Çünkü herkes hayatımıza girmemelidir. Bazıları sadece nerede durması gerektiğini öğrenmelidir. Sessizce zarar verenlere iyi insan demeyi bıraktığımız gün, iyileşme başlar. İşte o sessizlik, kırılmanın değil, uyanmanın sesidir.