GÜNDEM

Eşlik etmek üzerine...

Kendini yalnız sandığında aslında hep bir eşlikçi yoluna eşlik eder. Bu yola kiminle çıkacağın, rastlantısal olmayan seçimler neticesinde ve çoğunlukla açık olmayan bir bilinçle şekillenir.

Abone Ol

Seçme şansının olmadığı gerçekler vardır: Değiştirme olasılığı bulunmayan çocukluk yaşantıları, nasıl bir bakım gördüğümüz, hangi çevrede büyüdüğümüz... Elbette kişiliğimizin kökenini, değiştirmeye gücümüzün yetmediği faktörler belirler; yolumuzun taşlarını bu eşlikçiler döşer. Yolun sonuna kim olarak vardığın ise farkındalıkla attığın adımların ve o taşların arasından kendine yeni bir patika açma cesaretinin eseridir.

​Aş diye piştiğin tavanın ateşini başkaları yaksa da, kıvamını belirleyen kendi sabrın ve özündeki cevherdir. Zira o tencere kaynarken yanına düşen her malzeme, aslında senin seçmediğin ama yoluna eklenen birer eşlikçidir. Kimisi tadına tuz katarak seni tamamlar, kimisi de acısıyla seni daha derinden pişirir. Ancak unutma ki; bu yol eşlikçileri senin yetişkin tercihlerinle birleştiğinde, ortaya çıkan lezzet kaderin getirdiği malzemelerin değil, senin seçimlerinle pişmiş bir aşın tadıdır.

​"Kader gayrete aşıktır" sözü, tasavvufun öğütlediği bir özdeyiştir. "Kaderimdir, ne geldiyse başıma çekerim" denilerek sahiplenilen acı; kaderin sorumluluğunda mecburi bir kabul müdür, yoksa eylemsizliğin ve insanın kendi iradesini o tavanın içinde eritip yok etmesinin bir bedeli midir? Pasif bir kabulleniş kader değildir; o bir "kurban psikolojisi"dir. Acıyı bu şekilde sahiplenmek, bazen insanın kendi değişim sorumluluğundan kaçmak için kullandığı bir savunma mekanizmasıdır. Kader de gayret de insana eşlikçidir. Hangisini yanına alarak nasıl bir yola düşeceğin ise senin özgür seçimlerinde gizlidir.

​Yunus’un sözlerini hatırlayalım:

"Kader ile kısmet gelir başına,

Neler gelir o garibin işine.

Yürü hey bîçare, bakma kimsene,

Sana senden gelir, her ne gelirse."

​Bazı yollar içgüdüsel becerilerle kendiliğindendir. Bir arı düşünelim; mis gibi bir bahar sabahında bembeyaz açmış erik çiçeğine konar, polenlerini toplar ve kovanına geri döner. Görevleri bellidir, yolu bellidir, kaderi bellidir. Arıya erik çiçeği eşlik eder bu durumda; karıncaya buğday tanesi, salyangoza bir yaprak, kediye bir kuş, aslana bir ceylan... Her bir canlı hayatta kalmak için yolunu da yol arkadaşını da iyi bilir.

​İnsanın özünde tutunduğu bağlar, kendi varoluşsal algısına yönelik mutlak birer eşlikçidir. Ona göre görülmek, duyulmak, kısaca fark edilmek için her yol mübahtır. Zarar da verse, zarar da görse "kaderimdir çekerim" diyerek vazgeçmek istemez bu acılı yoldan. Ancak terapi odası, bu varlık kaygısının yankı bulup azaldığı bir saha; terapist ise bu sancılı varoluş mücadelesinin en yakın şahididir.