"Dışarıya bakan rüya görür; içeriye bakan uyanır."
- Carl Gustav Jung
Ancak bazen içeridekini görmek pek de mümkün değildir; hal böyleyken iç sesi susturmak için kimileri ellerinde baltayla kendilerine saldırırlar. Bunun adı kimi için major depresyon kimi için de borderline ile seyreden intihar girişimleri olur.
İç alemde böylesine yıkıcılıkla bir savaş vermek kaybedenin hep sen olduğu bir çukura yuvarlar insanı. Bir zamanlar annesinin terk ettiği, babasının yok saydığı gibi kendinden vazgeçmek ister.
Ensest mağduru ceylan gözlü, karayağız çocuklar; kendilerini asmak için darağacına birinin o tabureyi itmesini beklerler. Celladın eline o ölüm orağını veren sistemde, çocuk aslında kimin kurbanıdır? Anne ve babaların dahi geçmişin kurbanı olduğu bu coğrafyalarda; akıl almaz bir sıklıkla yaşanır ensestler, tacizler ve tecavüzler.
Tek sığınakları olan evlerinde tehdit altında yaşamanın bedelini, bedenleriyle irtibatı keserek yine kendilerine ödetirler. Zihinlerindeki yankıyı susturmak öyle zordur ki bedenlerine ağır yaralar açarak suç ve ceza denkliğini sağlamaya çalışırlar. Nitekim ne kadar çok acı çekerlerse, o derin suçluluk duygusundan o denli özgürleşeceklerine dair yanlış bir içsel inanç geliştirmişlerdir.
Bir çocuğun evinden başka sığınacak neresi vardır? Ceylan gözlü ensest mağduru çocukların evleri, onları yutan koca bir kara deliğe dönüşmüştür artık. Evleri; benliklerini, ruhlarını soğuran devasa bir canavardır şimdi. Ya o anne... Bildiği halde evladını cellattan korumadıysa, ömür boyu o vicdan azabıyla nasıl yaşar? Kimin mağdur, kimin zalim olduğu birbirine karışmışken; o ölüm sehpasına kılık değiştirerek çıkan aslında kimin gölgesidir?
O karanlıktan çıkmanın çok zor olduğunu, dünyanın sonunun geldiğini düşünenler öte yandan yeniden terk edilmeyeceğini bildiği bir ele uzanmak ister.
Psikoterapi o karanlığı yaratan zihindeki arbedeye bir mum yakar. O cılız mum ışığında terapist ile danışanın birbirine aidiyeti yeni bir yaşamın da müjdecisi olur. İnsan ruhunu, geçmişin ağır bedellerini ödemekten kurtaran yegâne mahkemedir psikoterapi. Bu divanda sağlanan adalet, kişiyi özgürlüğe kanatlandıracak tek güçtür. Tüm bu sorgulamaların ışığında; hadi gelin hep birlikte, o mağdur çocuklara eğreti de olsa birer kanat takalım ve onlara gökyüzü salıncağının anlatalım.
Gökyüzü sanki bir salıncak, özgürce kanatlandığım yer.
Hangimiz sallanmadık, gökyüzü sancağında?
Hangimiz rüzgârın yumuşacık ellerini hissetmedik yüzümüzde?
Duygularımızı en dürüstçe, gökyüzü salıncağında hissetmedik mi?
Mutluluk, sevinç, heyecan, elem, keder..
Doyasıya kahkaha attığın o yükseklerden daha güvenli bir yer var mıydı sahi?
Nerede salıncak görsem gökyüzü salıncağını hatırlarım.
Orası kendimle kaldığım, ben olduğum yer.





