GÜNDEM

Burcu Köksal nasıl oldu da AK Partili oldu

Hürriyet Gazetesi yazarı ünlü Gazeteci Ahmet Hakan bugün yayınlanan köşe yazısında Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal başta olmak üzere AK Parti’ye transfer olan Belediye Başkanlarıyla ilgili “AK Parti’ye transferlerin doktrinini ortaya koydu” başlıklı bir yazımı kaleme aldı.

Abone Ol

Gazeteci Ahmet Hakan’ın “AK Parti’ye transferlerin doktrinini ortaya koydu” başlıklı yazısı şöyle:

AK Parti çevrelerinde bazıları mırın kırın ediyor son günlerde:

Rasim Arı’yı partiye niye aldık / Nimet Özdemir’in partimizde ne işi var / Mesut Özarslan’a kapımızı niye açtık / Burcu Köksal nasıl oldu da AK Partili oldu.

*

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu mırın kırınlara bir manifestoyla toplu yanıt verdi dün.

İşte Erdoğan’ın transfer doktrini:

*

- Mevlana gibi “ne olursan ol, yine gel” dedik.

- Yunus gibi “gelin tanış olalım” dedik.

- Hacı Bektaş gibi “hırslar, kinler yok olur aşk meydanımızda” dedik.

- 25 yıldır bizim kapımız açıktır.

- Çatımızın altında herkese yer vardır.

- 25 yıldır soframız, Halil İbrahim sofrasıdır.

- Gönlümüz okyanus misali geniştir.

- Türkiye neyse AK Parti tam olarak odur.

*

Bu doktrinin ardından...

“Rasim niye geldi, Nimet’i niye aldık, Mesut’un ne işi var” falan tarzı mırın kırınlar son bulur diye düşünüyorum.

ERBAKAN’DAN ESİNLENEREK

Erbakan Hoca şöyle derdi:

*

“Türkiye’de iki çeşit insan vardır: Refah Partililer ve Refah Partili olmaya aday olanlar.”

*

Bu sözden esinlenerek şöyle bir söz söyleyebiliriz sanırım:

*

CHP’de iki çeşit belediye başkanı vardır... BİR: Partilerini asla terk etmeyecek olanlar. İKİ: Her an AK Parti’ye geçecek olanlar.

EN LANETLİ İŞARET: ÇARPI İŞARETİ

Çarpı işareti...

- Yakılacak evlerin kapısına atılır.

- Öldürülecek kişilerin fotoğraflarına atılır.

- Katliamın, linçin, kötülüğün, gaddarlığın işaretidir.

*

Malatya CHP il binasının cephesine yerleştirilen üzerine çarpı atılmış Kemal Kılıçdaroğlu posterini görünce...

Midemin bulanmasının temel nedeni budur.

STAND-UP’ÇI DENİZ OLAYI

- Ekrem İmamoğlu esprileri çok iyi. Özellikle bütün tuşlara basma esprisi.

*

- Erdoğan esprileri: Bildik, tanıdık, klişe, sloganik, harcıalem, sürprizsiz.

*

Haberin Devamı

- Çok güldürmüyor ama kendini iyi dinletiyor. Eh bu da az buz bir şey değil.

*

- Cem Yılmaz ile Deniz mukayesesi: İkisi de zeki ama Cem daha zeki.

*

- Deniz’in artıları: Bayağılaşmaması, kendine özgü olması, espriyi zorlamaması, bazen çok ince görmesi, telaffuzunun belirgin ve vurgulu olması, özgün ve şaşırtıcı olması.

*

- Deniz’in eksileri: Belirli bir beyaz yaka tipinin sesi olması, sonda yapacağı şaka için uzun uzun konuşması, sadece kafa denklerini hedef kitle olarak belirlemesi.

ÇOK YALNIZIZ BE KADİR BABA

- Son Yeşilçam efsanesiydi o. Ondan sonra Yeşilçam efsanesi kalmadı.

*

- Kürt sorununda çözüme odaklanmıştı her türlü tepkiyi göğüsleyerek. Son sürecin tamamlandığını görseydi keşke.

*

- Her şeyin büyük bir intizam içinde olduğu devirlerde “Kadirizm” diye bir ideolojiye imza attı. Hiç de küçümsenemez bu.

*

- Hakkında türetilen öykü, rivayet, dedikodu, anekdot ne çoktur. Şöhretin Kadir İnanır seviyesi, kolay yakalanamayacak bir seviyedir.

*

- “Komser Şekspir” filminde komiser Cemil’i canlandıran Kadir İnanır, Atatürk büstüne yaklaşıp şöyle demişti: “Çok yalnızım be Atam”. Gerçekten de yalnızdı Kadir İnanır.

*

- Kadir İnanır’dan sonra “Kim inanır / Kadir İnanır” esprisini serinkanlı bir pervasızlıkla yapamayacağız. Çok yalnızız be Kadir Baba.

AKLA KENDİNİ HALUK

Haluk Levent ve akçeli işler meselesi yeniden gündemde.

Umarım tez zamanda aklayıp paklar kendini.

*

Yoksa...

- Kimseye itimat edemeyecek hale geleceğiz.

- Hep derin bir kuşku kaplayacak her yanımızı.

- Hayal kırıklığından yapılma anıtlara dönüşeceğiz.

- “Yanıldık, yine yanıldık, hep yanıldık” deyip duracağız.

YÜZÜMÜ BURUŞTURARAK

- Ben artık “bizi bir sal yahu” çıkışını her gördüğümde... Yüzümü buruşturarak kaçıyorum oradan.

- Ben artık “hayrola, sen niye rollendin ki” sözünü her işittiğimde... Yüzümü buruşturarak uzaklaşıyorum oradan.

SANKİ YABAN’I OKUR GİBİ

Emin Alper’in “Kurak Günler” filmini biraz gecikmeli olarak izleyebildim.

*

Tek cümlelik yorumum şudur:

*

Yüz yıl önce yazılan Yaban romanının yüz yıl sonra çekilen kötü bir kopyası gibiydi.

TEKNOLOJİK GECİKMELER

- UZAY TATİLİ: Bali’ye gitmek kadar kolaylaşacağını düşünmüştüm bunun. Maalesef olmadı. Maalesef gecikti. Birkaç zenginin marjinal hevesinin ötesine geçemedi.

*

- UÇAN ARABA: Yapay zekâdaki gelişmeler, dron teknolojisindeki büyük atılımlar falan. Nasıl oluyor da uçan araba olayını bir türlü gerçekleştiremiyorlar anlamış değilim.

*

- HAVA-RAY: Trafik sorunu yaşayan şehirlerde caddelerin üstüne hava-ray kurulsa... Toplu taşıma bu raylar üzerinde ilerlese... Çok bekledim, daha da bekleyeceğim sanırım.

O SABAH KALKMAYINCA

İki maç... iki sabah... İkisinde de kalktım... İkisinde de yenildik.

*

Üçüncü maç... Yine sabah... Bu sefer kalkmadım... Ve bu sefer yendik.

*

“Uğursuzluk bende” diyerek çocukları kurtarayım bari.