AKÜ Tarih Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi Mustafa Akkurt, Medya03’de Moderatörlüğünü Ayşe Nur Sayit’in yaptığı programın konuğu oldu. Programda; Fatih Sultan Mehmet’in çocukluğu ve gençliği konuşuldu.
FATİH SULTAN MEHMET PEK ÇOK PROBLEMLE VE SIRA DIŞI OLAYLA KARŞILAŞIYOR
Sultan İkinci Murat’ın Edirne-Segedin antlaşmasının uzun bir barış olacağını düşündüğü için tahtı 12 yaşındaki İkinci Mehmet’e bıraktığını anlatan Mustafa Akkurt, “Fatih Sultan Mehmet sadece kazandığı askeri zaferlerle değil, entelektüel derinliği, vizyonu, şahsiyeti ve sıra dışı pek çok özelliğiyle tarihimizde yer alan bir padişahımız. Bunun yanı sıra özgün yayınları çok fazla. Onu çağdaşlarından ve diğer Osmanlı padişahlarından ayıran en önemli farkını, biz çocukluğundan itibaren yaşantılarıyla ve yaşadığı olaylar karşısında gösterdiği reflekslerle görebiliyoruz.
Fatih Sultan Mehmet daha Fatih Sultan Mehmet olmadan önce şehzadeliğinden itibaren pek çok problemle ve sıra dışı olayla karşılaşıyor. Sultan Murad'ın 4 tane çocuğu var. Kendisi en küçüğü ama o tahta çıktığı esnada diğer şehzadeler çoktan vefat etmiş oluyorlar ve küçük yaşlarda devletin sorumluluğu onun omuzlarına binmeye başlıyor.
11 yaşında önce Amasya'da sonra da Manisa'da sancak beyi olarak görev yapıyor. 1444 yılında 12 yaşındayken Sultan İkinci Murat'ın ona tahtı feragat edip bırakmasıyla tahta geçiyor. Tabii kendisi tahta geçtiği zaman şöyle bir süreç devam ediyor. Avrupa'da Edirne-Segedin antlaşmasıyla oluşan barış süreci var. Bu süreç neticesinde Sultan Murat uzun bir barış olacağını öngörüyor ve bundan dolayı da tahtı İkinci Mehmet'e bırakıyor.”
FATİH SULTAN MEHMET TAHTAN İNDİRİLİP MANİSA’YA GÖNDERİLİYOR
12 yaşında tahta oturtulan Fatih Sultan Mehmet’in büyük savaş tehlikesi nedeniyle Çandarlı Halil Paşa ve askeri yöneticilerinin ısrarı üzerine tahtan indirilip Sultan Murat’ın tekrar tahta getirildiğini sözlerine ekleyen Mustafa Akkurt, “Fatih Sultan Mehmet tahta çıktığı zaman kaynaklar onu 12 yaşında tahta çıktı olarak yazarlar ve bu şekilde tahta oturuyor. Yalnız ortalıkta belirlenen büyük savaş tehlikesiyle birlikte herkes genel olarak Devlet adamları ve askerler Sultan Murad'ın tekrardan tahta geçmesini istiyorlar. Ama Fatih şöyle bir tepki veriyor, ‘Ben Padişahım! Yönetimde olan benim. Ben de bu savaşı yönetebilirim.’
Çünkü tahta oturmuş bir şehzade, küçük de olsa bu işin hakkından gelebileceğini düşünüyor. Ancak özellikle Çandarlı Halil Paşa'nın ve diğer askerlerin, yöneticilerin ısrarı üzerine Sultan Murat ordunun başına geçiyor ve bu haçlı koalisyonunu bozguna uğratıyor.
Daha sonrasında beklenen Sultan İkinci Mehmet'in tahta tekrar devam etmesi ama bu şekilde olmuyor. Sultan ikinci Mehmet her ne kadar babasına karşı hürmetsizlik etmek istemese de bir Padişah olarak görevine devam etmek istese de bir şekilde tahtan indirilip Manisa'ya gönderiliyor. Bu süreçte Fatih için müthiş büyük bir travma.”
FATİH’İ İSTANBUL FETHİYLE DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE BÜYÜK EKSİKLİKLER GÖRÜRÜZ
Mustafa Akkurt sözlerinin devamında, “Fatih’e affedilen bir laf vardır ‘Benden öncekilere benzemem.’ şeklinde söylenen bir söz vardı. Fatih bunu kendi kişisel kibri ya da egosundan dolayı söylemiyor. O 11-12 yaşlarında tahta geçen ikinci Mehmet değil. Delikanlı olmuş, kendini geliştirip buradan ilerleyen bir Fatih olma yolundaki ikinci Mehmet olarak karşımıza çıkıyor. Burada İstanbul fethini değerlendirdiğimiz zaman İstanbul Fethi Fatih'in hayatında önemli bir yer oluşturur. Türk tarihinde de önemli bir oluşturuyor ama Fatih sadece İstanbul fethiyle değerlendirdiğimiz zaman çoğu noktada biz büyük eksiklikler görürüz. Fatih sadece İstanbul fethiyle kısıtlanabilir tek bir karakter değil.”
AKŞEMSETTİN, EYÜP EL ENSARİ’NİN MEZARINI BULDUĞU ZAMAN FATİH’E, ORDUYA MÜTHİŞ BİR DESTEK OLUYOR
İstanbul’un fethi sırasında Akşemsettin’in Eyüp El Ensari’nin mezarını bulmasının öneminden bahseden Mustafa Akkurt, “Fatih Sultan Mehmet aynı zamanda kendisini yetiştiren hocaları olsun, yine kendi inanç ve duygu düşünce alemine baktığımız zaman onun bundan bağımsız hareket ettiğini düşünemeyiz. Bu da tabii müthiş bir prestij olarak karşımıza gelecek. Çünkü hadisi şerifte şöyle buyuruyor: “İstanbul bir gün fethedilecektir. Onu fetheden komutan, ne güzel komutan. Onu fetheden asker ne kadar güzel askerdir.” diyor.
Baktığımız zaman İslam orduları Emeviler zamanından kuşatmaya geliyorlar. Bu kuşatma esnasında Eyüp El Ensari hazretleri dahi kaç yaşında olmasına rağmen bu kuşatmaya katılabilmek için deve sırtında hatta deveye bağlanarak geldiği söyleniyor kaynaklarda.
Bunu şöyle destekleyebiliriz. Fetih sırasında Akşemsettin, Eyüp El Ensari’nin mezarını bulduğu zaman bu müthiş bir psikolojik destek oluyor. Orduya, askerlere, Fatih Sultan Mehmet'e artık bir umutsuzluğun olmayacağı, muhakkak bu şekilde fethin orduya müesser olacağı görüşü hakim oluyor. Bu islam dünyasında birkaç şehir için bu şekilde hadisi şerif var.
İstanbul fethedildiği zaman bunun şöyle bir destekleyebiliriz. Fatih, İslam ülkelerine fetihnameler gönderiyor ve fetihnameler gönderildiği zaman pek çok İslam ülkesinde şenliklerle İstanbul’un fethi ve peygamberin bu hadisinin gerçekleşmesinin yarattığı moral motivasyon etkisi kutlanıyor. Bu da Fatih'in muhakkak bu görüşten, bu duygudan, bu hadis şerifteki o komutan olma arzusundan, isteğinden uzak olmadığının bunun için çaba harcadığının bir göstergesi.”
FATİH YOK EDİCİ DEĞİL YAPICI, YIKICI DEĞİL ONU İNKİŞAF EDİCİ BİR TAVIR SERGİLEMİŞTİR
Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethi sonrası şehrin imarı ve nüfusunu artırmak için gösterdiği çabaya dikkat çeken Mustafa Arslan, “Fatih Sultan Mehmet’in fetihten sonra yayınladığı bir ahidname vardır. O da şudur Galata Ahidnamesidir. Oradaki halka zarar verilmeyeceğine ve o halkın can güvenliğini sağlayacağını söyler. İslam orduları bir şehri fethettikleri zaman İslam hukukunda 3 günlük bir yağma hakkı vardır ama Padişah İstanbul'un yağmalanmasını istemediği için bunu birinci gün sonlandırmıştır.
Sadece İstanbul'u fethettikten sonra kalmamış, İstanbul halkına da bir refah, hoşgörü kazandırabilmesi için çaba harcamıştır. Oradaki halkın can, mal, ırz güvenliğini sağlamayı kendi teminatı altına almıştır. Fatih bunu sadece İstanbul'da gerçekleştirmez. Mesela aynı şekilde Bosna'daki halk içinde bir ferman yayınlar ve onların da aynı şekilde can ve mal güvenliğini sağlayacağını gösterir.
Fatih, bütün bu başarılarının yanında aynı zamanda geleceğe yönelik olarak yok edici değil yapıcı, yıkıcı değil onu tamir edip inkişaf ettirici bir tavır sergilemiştir. Olan değerlerini kaybetmekten değil, onları kazanıp onlarla daha ileriye gitmek için çaba harcamıştır. İstanbul fethedilmiş ama sadece o günkü fethedilmiş haliyle kalmamıştır İstanbul. Fatih hemen ilk yaptığı şeylerden birisi İstanbul nüfusunu arttırmak ve İstanbul'daki imar faaliyetlerine başlamak olmuştur. Kostantiniye fethedilmiş ama İstanbul'un oluşturulması süreci fethin müyesser olduğu ilk günden itibaren başlamıştır. Buradan Fatih için ön görebileceğimiz, ondan çıkarabileceğimiz en büyük sonuç da bir şehri fethetmek değil, o şehri daha ötelere götürebilmek. Bugün baktığımız zaman İstanbul sadece Türkiye'nin Türk toplumunun değil, Dünya medeniyetlerinin pek çoğunun gözü olduğu ve değerli bulduğu bir şehirdir. Bugün bunu borçlu olduğumuz kişilerden birincisi elbette Fatih Sultan Mehmet Han'dır. Onun için sadece fetihi bu boyutların ötesinde Fatih'in yapıcılığıyla, geliştiriciliğiyle, vizyonerliğiyle değerlendirdiğimiz zaman ancak o zaman Fatih'i doğru anlamış oluruz.” ifadelerini kullandı.
Programın tamamını aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.