Gelinliği giymesini kıştan beri heyecanla beklerdik. Bahar gelip de arılar gibi o mis kokulu çiçeklerin etrafında döndüğümüzde, kendimizi bembeyaz bir bulut tarlasının ortasında hissederdik. Ancak zamanı geçip de o beyaz yapraklar bir bir dökülmeye başladığında, onları yerlerinden alıp dallarına geri yapıştırmak isterdik. Çünkü erik ağacının bu değişimi, bizi bulutların üzerindeki tahtımızdan yere indirirdi. Bu hüzünlü bekleyiş, çiçeklerin yerini daldaki o ilk yeşil eriğe bırakmasına kadar sürerdi.
Rüzgârda nazlı nazlı salınan erik ağacı, meyvelerini bize cömertçe sunmak istercesine büyük bir heyecanla dökerdi çiçeklerini. Biz sokak çocukları için evimizin arkasında salınan bu ağacın varlığı; belki de 'ben sizin için buradayım' diyecek bir yetişkinin eksikliğini, ruhumuza hissettirmeden nazikçe unutturmaya yarıyordu.
Erikleri dalda ilk fark eden, poşete doldurduğu bir avuç tuzla onun kollarına koşardı. En rahat oturulan, en taze ve en bol meyveli dalı kapabilenimiz, o günün en şanslısı sayılırdı. Eriği tuza bandıra bandıra yediğimizde ağzımızı kamaştıran o ekşi tat; yüzümüzde beliren muzip bir gülümseme ve içimizden taşan o saf coşkuyla, daldaki tahtına kurulmuş vakur bir duruştu bizim çocukluğumuz...
Ne güzeldi çocukluğumuz, doymak bilmez bir arzuyla ağaçtaki son erik de tatlanana kadar benimle birlikte mahalledeki tüm çocukların evcilik oynadığı yerdi erik ağacı..
Terapide danışanın kişiliğinin dönüşümü de bir parça erik ağacının çiçekten meyveye dönmesine benzer. Depresyon, panik atak, sosyal fobi, bağımlılıklar ve daha bir çok sayabileceğimiz kaygıyla ilişik bozukluklar bilinç dışının insana değişip dönüşmesi için verdiği birer armağandır.
Bugün deneyimlenen ve baş etmesi zor görünen kaygı bozuklukları, yıllanmış yanlış algıların bir dökümüdür. Bunlar aslında, insanın kendi dönüşümünü gerçekleştirmek isteyen yanının yükselttiği bir imdat çağrısıdır.
Terapist; danışanın yaşadığı bu zorlu somatizasyon sürecinin aslında zihin, beden ve ruhun dönüşüm arzusundan doğan bir 'çiçeklenme' olduğunu danışana içgörü ile sunar. Danışan ise bu sancılı terapi sürecine tıpkı o çocukluğumuzdaki erik ağacının zamanı geldiğinde meyveye döneceğine duyduğumuz inanç gibi bağlılık duyarsa; işte değişim ve dönüşüm tam da o anda başlar.





