Devlet Bahçeli'nin açıklamalarından satır başları:

Değerli milletvekilleri, bugün Orta Doğu'da yaşanan gerilimi sadece İran ile İsrail arasında cereyan eden bir çatışma olarak görmek büyük bir yanılgı olacaktır. Bu mesele yalnızca Tahran'ın, Tel Aviv'in, Washington'un veya Beyrut'un meselesi değildir. Bu mesele, Hürmüz Boğazı'ndan Doğu Akdeniz'e, Lübnan'dan Suriye'ye, Irak'ın kuzeyinden Kızıldeniz'e, Körfez'den Kıbrıs'a kadar uzanan, deniz ticaret yollarından petrol ve doğal gaz yataklarına, su güvenliği havzalarından enerji geçiş güzergâhlarına yayılan, bölgedeki tarihî, kültürel, etnik ve mezhepsel hassasiyetleri kışkırtmaktan geri durmayan geniş bir güvenlik denklemidir. Bu denklemi sadece bugünün askerî hareketleri ve kriz başlıklarıyla okumak eksik kalacaktır. Çünkü bugün kışkırtılan siyasi fay hatlarının dün masa başlarında çizilen sınırlarla, bugün sahada kullanılan terör aparatlarının dün coğrafyamıza ekilen ayrılık tohumlarıyla, bugün enerji yolları üzerinde kurulan baskının dün milletlerin kaderine vurulmak istenen emperyal prangalarla doğrudan bağı vardır. Bölgemizde her kriz bir anda ortaya çıkmış değildir. Her yangının altında bir kül, her çatışmanın gerisinde duman tüten bir kin, her dayatmanın arkasında yarım kalmış bir emperyal hesap vardır. Tarihi bilenler bugünkü hadiseleri daha açık okur. Bölgemiz ilk defa masa başı hesaplara, cetvelle çizilen haritalara, dışarıdan dayatılan statülere ve emperyal niyetlere maruz kalmamaktadır. Dün Sykes-Picot ile coğrafyamızın damarları kesilmek istendi. Dün Balfour Deklarasyonu ile Filistin'in kalbine zehirli bir tohum ekildi. Dün Sevr ile Türk milletine kefen biçildi. Dün Musul'dan Kerkük'e, Halep'ten Kudüs'e, Kıbrıs'tan Batı Trakya'ya kadar nice vatan parçası üzerinde hesap yapıldı. Fakat heves sahipleri bir şeyi unuttu. Türk milleti köşeye sıkıştırılacak bir millet değildir. Türk milleti karşısına yedi düvel de dizilse tarih sahnesinden silinecek bir millet değildir. Türkiye, ham hayaller kurularak çizilen haritaların kenarına sıkıştırılacak, eline bir avuç toprak verilip denizlerinden koparılacak bir ülke değildir. Lozan'da varlığını tescilleyen, Kıbrıs'ta kardeşinin imdadına yetişen, terörle mücadelede dağları titreten, Adalar Denizi'nde baskılar ve hukuksuzluklar karşısında geri adım atmayan, enginlere Türk mührünü vuran Türkiye, bugün de aynı tarihî şuurla ayaktadır. İsimler farklılaşmış, siyasi yollara yeni şeritler eklenmiş, askerî yöntemler teknolojiyle gelişmiş fakat niyet değişmemiştir. Bölgemizin topraklarına fitne tohumları ekmek, damarlarına ihanet zerk etmek, asırlık komşuları birbirine kırdırmak, devletleri içeriden zayıflatmak, enerji yollarını gasp etmek isteyen küresel şer çevreleri iş başındadır. Türkiye'yi çevresinden kuşatılmış, yılgınlığa sürüklenmiş, kolay lokma hâline gelmiş bir ülke olarak görmek isteyen karanlık odakların nefesi hemen sınırımızın dışındadır. Gözleri üzerimizde ve bir yılan gibi pusudadır. Gaflete düşmeyecek, rehavete kapılmayacağız. Fitnenin diline, fesadın gölgesine, fettanın oyununa teslim olmayacağız. Bir olacağız. Diri olacağız. Aynı bayrağın altında, aynı istikbale yürüyeceğiz. Çünkü biz Türk milletiyiz. Biz, esareti ayağının altında ezen, zilleti kapısından içeri sokmayan, ihanete nefes aldırmayan, haritalara sığmayıp nice devletler kuran, ateş çemberlerini yara yara küllerinden yeniden doğan, kuşatmaları paramparça edip ayak bastığı her toprağı vatan tutan ve tarihin akışına, çağların kapılarına Türk mührünü vuran aziz milletin evlatlarıyız. Merhum şairimiz Mehmet Emin Yurdakul, aziz Türk milletine şöyle sesleniyordu. "Senin gibi bir yiğit ve bir ulu milleti insanoğlu doğduğu günden beri görmedim." Aklımız devlette, kalbimiz millette, gözümüz istikbalde, irademiz Türk ve Türkiye Yüzyılı'nın kutlu istikametindedir. İlerlemeye devam edeceğiz.

Değerli dava arkadaşlarım, İsrail'in bölgede uyguladığı saldırgan, hukuk tanımaz ve kan dökmekten çekinmeyen siyaset artık yalnız Filistin'i değil, Lübnan'ı, Suriye'yi, İran'ı, Körfez ülkelerini ve Doğu Akdeniz'i aynı anda tehdit eden bir yangının haritasına dönüşmüştür. Gazze'de bebeklerin, kadınların, yaşlıların ve hastaların üzerine bomba yağdıran hasta ve işgalci zihniyet, bugün Lübnan'da da aynı hain yöntemi sürdürmektedir. Beyrut'un semalarında dolaşan savaş uçakları sadece Lübnan'ın egemenliğine değil, bölgesel barış çağrılarına da meydan okumakta, huzur arayış ve arzularına kulak tıkamaktadır. Vaat edilmiş topraklar masallarıyla meşrulaştırılmak istenen işgalci iştah, milletlerin kaderini Siyonist yayılmacılık saplantılarına göre yeniden biçimlendirme hevesindedir. Lübnan zaten yıllardır siyasi kırılganlıklarla, ekonomik buhranlarla, toplumsal ayrışmalarla ve dış müdahalelerle yıpratılmış bir ülkedir. Böyle bir ülkenin yeniden saldırıların hedefi hâline getirilmesi, bölgesel yangının bilinçli biçimde diri tutulduğunu göstermektedir.

Millet kimin hizmet ettiğini, sıkıntıları kiminle aşacağını gayet iyi biliyor!
Millet kimin hizmet ettiğini, sıkıntıları kiminle aşacağını gayet iyi biliyor!
İçeriği Görüntüle

Hakikatın aynasında Cumhuriyet Halk Partisi'nin içine düştüğü yönetim buhranı da bütün çıplaklığıyla görülmektedir.

CHP'li belediyeler etrafında uzun süredir biriken Şahibey süreçleri, rüşvet görevi kötüye kullanma, yolsuzluk ve kamu gücünün menfaat ilişkilerine alet edildiği yönündeki peş peşe patlayan vakalar hepimizin malumudur.

Vatandaşa hizmet makamı olması gereken belediyelerin Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altında rant iddialarıyla, yönetim zafiyetleriyle ve kamu emanetini taşıyamama garabetiyle anılır hale gelmesi başlı başına bir ibretlik bir tablodur.

Bugün görüyoruz ki yerelde başlayan bu çözülme dönüp dolaşıp Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi'nin çatısına çökmüştür.

Ecdadımız balık baştan kokar demiştir.

CHP'li belediyelerde kendini gösteren savrukluk, şahibe ve yönetim aczi bugün genel merkeze sirayet etmiş, parti yönetiminin içine düştüğü dağınıklığı bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur.

Cumhuriyet Halk Partisi bugün milletin karşısına kendi iç hesaplaşmasının, koltuk kavgasının, mahkeme süreçleriyle düğümlenen yönetim krizinin ve kurumsal aklını tüketen hizip mücadelesinin gölgesiyle çıkmaktadır.

Bu tablo tesadüf değildir.

Bu tablo siyaseti millete hizmetin şerefli yolu olmaktan çıkarıp kişisel ikbalin hırsın, öfkenin ve güç gösterisinin dar patikasına sıkıştıran anlayışın neticesidir.

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nde bir siyasi partinin kendi hukukunu, geleneğini, kurumsallığını ve meşruiyet zeminini nasıl aşındırdığı vahim bir manzaradır.

Sağduyuyla karşılanması gereken hukuki süreçlerin meydan okuyucu bir üslupla gölgelenmesi Siyasi kıyametin büyük alametlerindendir.

Parti içi arınma ve durulma ihtiyacının Tehditkar cümleler gölgesinde kalması İdari iflasın vesikasıdır.

İş düğümleri Çözmek yerine Yağlı urganlara sarılmak Kementler ülke gündeminin boynuna ısrarla dolamak Aziz milletimize ne fayda getirir?

Buradan açıkça ifade ediyoruz Bizim meselemiz Cumhuriyet Halk Partisi'nin içine düştüğü dağınıklıktan siyasi kazanç üretmek değildir.

Bizim meselemiz Türkiye'de siyaset kurumunun ağırlığını, millet iradesinin saygınlığını ve hukukun üstünlüğünü korumaktır.

Ancak görünen köy de kılavuz istememektedir.

Cumhuriyet Halk Partisi bugün iki ayrı yön, iki ayrı dil, iki ayrı merkez, iki ayrı meşruiyet iddiası, muhalefetin gidişatı bakımından kaygı verici bir gerçek olarak karşımızdadır.

Bir tarafta hukuki zemine dönme ihtiyacı, toparlanma isteğiyle buluşmaktadır.

Diğer tarafta meydan okuma üzerinden Güç gösterileri sergilenmekte Sokak dili ile Parti içi krizi büyütme hevesi Gündemin üzerine ağır bir sis misali çökmektedir.

Bu noktada Cumhuriyet Halk Partisi'ne ve Sayın Özgür Özel'e düşen Ateşe körükle gitmek değil Aklı selimle hareket etmektir.

Zira keskin sirke ancak küpüne zarar verir.

Cumhuriyet Halk Partisi kendi içindeki çetrefilli itilafı meydanların hararetine terk etmemelidir.

Serin kanlılıkla yürütülmesi gereken hukuki süreci kalabalıkların gürültüsüne bırakmamalıdır.

Cumhuriyet ve yaşıt bir siyasi parti olmanın ağırlığı ve kurumsallığını niteliksiz sokak diline avar etmek, ölü gözünden yaş beklemekten farksızdır.

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nin önünde iki yol vardır.

Ya kendi iş meselesini hukuk ve sağduyu zemininde çözecek ya da kendi eliyle büyüttüğü düğümü milletimizin gündemine yeni bir yük olarak taşıyacaktır.

Kaynak: İha