Çünkü mesele birkaç zamansız alkıştan çok daha derin.
Mesele nasıl dinlediğimiz…
Mesele neyi alkışladığımız…
Belki de en önemlisi,
Alkışlarımızla sahnede neyi büyütüp yaygınlaştırdığımız meselesi..
Bir solist tizlere çıktığında,
Hemen Alkış!
Sesi yükseldiğinde,
Bir daha! Bravo! tezahüratları!
Üstelik şarkı hâlâ devam ederken..
Sanatçıların gönülden desteklenmesi, alkışlanması, gerektiğinde ayakta karşılanması,
Bravo! sesleriyle onurlandırılması çok kıymetli.
Ama alkışın da bir zamanı, bir ölçüsü ve bir zarafeti olduğuna inanıyorum.
Alkışın çok olması kalitenin ölçüsü olmamalıdır.
En büyük yanılgımız da bu zaten.
Alkış, sanatçının emeğine verilen en güzel karşılıklardan biridir.
Sahneyle salon arasında kurulan görünmez köprüdür.
Dinledim.
Hissettim
Emeğini gördüm.
Teşekkür ederim demektir.
Ama doğru yerde…
Çünkü zamansız alkış,
bazen takdir olmaktan çıkar ve eserin bütünlüğünü bozan bir müdahaleye dönüşür.
Bazen alkışlamak için acele etmemek, sanatçıya gösterilen en büyük saygıdır.
Kimi zaman insanlar arkadaşlarını alkışlar.
Kimi zaman akrabalarını.
Kimi zaman koro arkadaşlarını.
Kimi zaman da biri alkışladığı için herkes alkışlar.
Alkış bulaşıcıdır ve çok da hızlı yayılır.
Bazı solistler de bu yaygın davranışları gördükçe...
Alkışa hizmet eder hale gelir.
Sesin yükseldiği, ellerin havaya kalktığı ve sanatçının eserden daha görünür olduğu bir gösteri yaygınlaşır.
Eserde tizlere çıkmak gerekiyorsa, elbette hakkını vermek gerekir.
Ama her eserde tizlere çıkmak marifet değildir.
Çünkü sesiniz şarkıdan büyükse, ortada artık gösteri vardır.
Solistin eserin önüne geçmesini alkışlarsak, bir süre sonra sahnede şarkı küçülür, egolar büyür.
Sonra dönüp,
Neden artık eski yorumların tadı yok? diye hayıflanırız.
Tezahürat için en uygun zaman da, eserin veya icranın tamamlandığı an olmalıdır.
Programın sonunda…
Solistin selam verdiği sırada…
Şefin ve saz heyetinin takdiminde…
Sanatçı yeniden sahneye çağrılırken…
İşte o zaman coşkunuzu göstermek için en uygun zamandır.
Bir eseri gerçekten seviyorsanız, önce onu sonuna kadar dinleyin.
Öyle bir yerde alkışlayın ki alkışınız eseri bölmesin, emeği taçlandırsın.
Belki de bir sanatçının alabileceği en büyük alkış, eserin sonunda oluşan o birkaç saniyelik derin sessizliktedir.
Tabi ki bu konuda konseri izlemeye gelen konuklara büyük iş düşüyor.
Konser salonları birlikte dinleme kültürünün yaşatıldığı yerlerdir.
Dinleyiciler,
Ne zaman susacaklarını…
Ne zaman alkışlayacaklarını…
Telefonunu ne zaman kapatacaklarını…
Şarkı devam ederken konuşulmaması gerektiğini…
Yanındaki kişiye eşlik ederek şarkı söylenmemesi gerektiğini…
Sanatçının dikkatini dağıtmamanın da bir saygı biçimi olduğunu bilmelidir.
Elbette, şeflerin…
Koro yöneticilerinin..
Sunucuların..
Konser kültürüne katkıları konusunda sorumlulukları vardır.
Konser başlamadan önce, alkışların şarkı bittikten sonra yapılması konusunda nazik bir bilgilendirmesi bile büyük fark yaratabilirler.
Bir gün konser salonlarında yersiz alkışın sesi şarkının sesini bastırırsa, yalnızca bir eseri bölmüş olmayız.
Sanatı dinlemekten vazgeçip gösteriyi ödüllendirmeye başlamış oluruz.
İşte asıl tehlike budur.
Ama neyi alkışlayacağımıza karar vermek, sanatın yarınını belirleyen hepimizin sorumluluğudur.
Bir sonraki konserde alkışlamadan önce, kendinize şu soruyu sorun:
BEN ŞU ANDA NEYİ ALKIŞLIYORUM?
ALKIŞ, SADECE TAKDİR DEĞİLDİR.
ALKIŞ, SAHNEYE VERİLMİŞ BİR SİPARİŞTİR.
NEYE ALKIŞ TUTARSANIZ, SAHNEDE ONU ÇOĞALTIRSINIZ.