Moderatörlüğünü Büşra Mihrioğlu’nun yaptığı programın konuğu meslek hayatına TV3 Kanalında Haber Müdürü olarak devam edecek olan Gazeteci Kadir Kaplan ile akademisyen ve sosyolog Hüseyin Tutumlu oldu.
8 AYA ÇOK GÜZEL İŞLER SIĞDIRDIK
Medya03’de görev yaptığı 8 ayda çok güzel işlere imza attıklarını ifade eden Gazeteci Kadir Kaplan şunları söyledi: “8 ay kadar beraber bir süreç geçirdik. Koltuğun hep bu tarafında iken şimdi koltuğun konuk tarafındayız. Bu 8 ayda Genel Başkanlar, Genel Başkan Yardımcıları, Milletvekilleri, Siyasi Partilerin İl Başkanları, çok tanınmış gazeteciler ağırladık. Siyasetin nabzını tuttuk. Zaman zaman ekonomi, spor, tarihle ilgili güzel çalışmalar yaptık. Ki! bunlardan birisi 12 Eylül ile ilgili belgesel süreciydi. O günleri yaşamış 9 kişiyle bir söyleşi yapmıştık. Bu 8 aya çok güzel işler sığdırdık ki! sokakta bugün hâlâ konuşulan işler bunlar.”
BU MECRAYI BANA AÇTIĞINIZ İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUM
“Buradaki imkanları gören konuklarımız bize şunu söylüyorlar: Böyle beklemiyorduk.” ifadeleriyle karşılaştığını sözlerine ekleyen Gazeteci Kadir Kaplan, “Daha basit bir dekor, daha düşük çaplı cihazlar, ekipmanlar bekliyorlar ama buradaki cihazlar, kamera arkasındakiler arkadaşlar, kamera önünde yaşadıkları deneyimle buradan çok farklı hislerle ayrıldılar. Hem konuklar için hem izleyenler için farklı 8 ay oldu. Hâlâ bana bu mecrada yaptığımız yayınlardan dolayı tebrik gönderenler ya da sokakta karşılaştığımız zaman ‘Şu kişiyle, şu siyasetçiyle program yaptınız çok güzeldi.” diyenler hala oluyor. O minvalde bu mecrayı açtığı için hocama teşekkür ediyorum. Kamera arkasındaki arkadaşlara teşekkür ediyorum. Biraz okul gibi oldu burası bu 8 aylık süreçte yaklaşık 8 üniversite öğrencisi arkadaşta buraya geldiler, gittiler. Burada cihazları rahat rahat kullandılar. Herhangi bir baskıyla karşılaşmadan herhangi hata yapmaları halinde kendilerine kızan, tepki gösteren biri olmadan burada onlar da eğitim almış oldular. Bizde güzel bir iş çıkarmış olduk. Onların da gayretleriyle.” dedi.
TUTUMLU: VALİ VE KAYMAKAMLARIN ÖNCELİKLİ ELE ALMASI GEREKEN KONU EĞİTİM
Afyonkarahisar Valiliği’nde yaşanan değişim ve göreve yeni başlayan Vali Dr.Naci Aktaş’ın el atması gereken öncelikli konular hakkında değerlendirmelerde bulunan Akademisyen Tutumlu şunları söyledi: “Bütün Valilerin, Kaymakamların öncelikli ele alması gereken konunun eğitim olduğunu düşünüyorum. Daha sonra Türkiye'nin neredeyse bütün kentlerinde artık müzminleşmeye başlayan kentin altyapısı, trafik gibi sorunların çözümü. Tabii bunlar da Vali birinci derecede mesul değil. Vali neticede koordinatör. Bu koordinatör görevi nedeniyle eğitimde birinci dereceden mesul. Çünkü; Milli Eğitim Müdürü kendisiyle koordineli çalışmak durumunda ve kendisine bağlı. Dolayısıyla o noktada bizzat tasarrufta bulunabilir. İl Özel İdaresi marifetiyle özellikle küçük yerler ve köylerin altyapı faaliyetlerini bizzat koordine edebilir. Kentteki veya belediyelik yerlerde Belediye Başkanlarını koordine ederek bu konularda çözüm üretebilir.”
TUTUMLU: VALİLER GÖREVDE İKEN ELEŞTİRİLMEZLER
Valilerin görevde iken eleştirilmediğini, eleştirilerin görevden ayrıldıkları zaman başladığını sözlerine ekleyen Akademisyen Tutumlu: “Valiler belli sürelerle değişirler, bu doğal bir süreçtir. Eskilerin deyimiyle ‘Mahkeme kadıya mülk değil.’ Neticede, Kadılar, Valiler, gelirler-giderler. Burada bir örüntü vardır, o değişmez. Önceki Valimizin gidişinde de benzerini gördüm. Valiler; Valilik makamında otururken gücü temsil ettikleri ve güç kullanabildikleri için genellikle eleştirilmezler. Ne zaman ki Valilik görevinden ayrıldılar, eleştiriler başlar. Valilik makamında otururken güç temsil ettiği için etrafınızda pervane olanlar ayrıldığınız zaman eleştiri yapmaya başlarlar. Tabii bu üzücü. Bizim insanımızın güce karşı kırılgan olduğunu da gösterir. İnşallah her iki insanda yaptıkları kamu hizmetinde bugüne kadarki başarılarını devam ettirirler, daha güzel hizmetler üretir diye ümit, dua ediyoruz.”
TUTUMLU: O DÖNEMDE TSK’DA ÇOK BİLİNMEYEN MEZHEBİ BİR CUNTA VARDI
28 Şubat postmodern darbe girişiminin 29. yıldönümüyle ilgili değerlendirmelerde bulunan Akademisyen Tutumlu şunları söyledi: “28 Şubat sürecinde Ankara'da yaşıyordum. O süreçte Muhsin Yazıcıoğlu gençlik örgütlenmesinde Genel Başkan Yardımcısıydım. Bizzat yaşadım, o gerilim o gergin günleri. Çok şey konuşulduğu için daha az bilindiğini düşündüğüm 2 hususa işaret edeyim. Bir tanesi emir komuta zinciri içerisinde darbe girişiminde bulunan bir yapı vardı. Post modern darbe, hükümeti iktidardan uzaklaştıran. Bu emir komuta zinciri içerisindeydi. Bu herkes tarafından biliniyordu. İsmail Hakkı Karadayı Genelkurmay Başkanı oldu. Güven Erkaya Deniz Kuvvetleri Komutanı. Karadayı’nın kurmaylığını yaptı. Çevik Bir ikinci başkandı, sözcü gibi davrandı.
Bir de çok bilinmeyen mezhebi bir cunta vardı Silahlı Kuvvetler içerisinde. Bunun belgelerini görmüştüm o zaman. En üst rütbelisi 3 Korgeneral vardı. 2 tanesi Genelkurmay karargahtaydı, bir tanesi kıta görevindeydi. Benim gördüğüm belgelerin bir kısmını Hasan Celal Güzel açıkladı, tamamını açıklamadı. Ondan dolayı da ceza aldı Hasan Celal Güzel.”
TUTUMLU: MUHSİN YAZICIOĞLU TÜRKİYE’NİN SURİYE OLMASINA MÜSAADE ETMEYİZ
O günlerle ilgili hatıralarını paylaşan Akademisyen Tutumlu şunları söyledi: “O günlerde Cezayir vs. örnekler gösteriliyordu. Türkiye Cezayir mi oluyor? Orada İslami bir parti iktidara geliyor hikayesi. Türkiye İran mı oluyor? Özellikle asker cenahından böyle bir propaganda yapılıyordu. Muhsin Yazıcıoğlu şöyle bir şey demişti: “Türkiye; İran, Cezayir olmaz. Suriye olmasına da biz müsaade etmeyiz” demişti. Suriye'de bir mezhebi azınlığın çoğunluğa yönetimi söz konusu idi. Beşar Esad’ın babası Hafız Esad o zaman yönetimde. Buna benzer bir mezhebi Silahlı Kuvvetler içerisinde yapılanmanın bir cunta girişimi vardı. Onu kimse bilmiyor, çok az kişi biliyor.”
TUTUMLU: MUHSİN YAZICIOĞLU ALABİLİYORLARSA BENİ MECLİS LOJMANLARINDAN ALSINLAR
Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’yla ilgili de bir anısını paylaşan Akademisyen Tutumlu şunları söyledi: “13 Haziran 1997 Cuma günü ciddi bir darbe ihtimali vardı. Herkes bunu ifade ediyordu, çok dinlenmişti. Hatta biz o gün Muhsin Yazıcıoğlu'na, “Başkanım güvenli bir yere sizi alalım dediğimizde”, “Hayır. Bu sefer 12 Eylül'deki gibi olmayacak. Alabiliyorsa beni Meclis Lojmanlarından alsınlar. Meclis lojmanlarında kalağım.” dedi.
TUTUMLU: DEMİREL TANSU ÇİLLER’E DEĞİL BİR BAŞKASINA VERDİ HÜKÜMET KURMA YETKİSİNİ
Erbakan’ın istifası sonrası hükümet kurma yetkisinin Tansu Çiller’e verilmesinin beklendiğini ifade eden Akademisyen Tutumlu, “O gün ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı gece ‘Türkiye'de demokrasiyi destekliyoruz’ diye bir açıklama yaptı. O düşünülen, konuşulan şeyin gerçekleşmeyeceğini o zaman anladık. Ertesi gün Cumartesi öğlen saatlerine doğru da o zamanki ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright Türkiye'de demokrasiyi desteklediklerini açıkladı. O zaman yapılamayacağını anladık. Yoksa ciddi bir darbe tehdidi vardı. Post modern değil de bildiğimiz eski fiili bir darbe söz konusuydu. 20 Haziran'da da Erbakan Başbakanlık ve hükümetin istifa dilekçesini verdi. Düşünülen Tansu Çiller'e Hükümet kurma yetkisinin verilmesi ve Doğru Yol-Refah Partisi koalisyonunun devam etmesiydi ama öyle olmadı. Demirel, Tansu Çiller’e değil de bir başkasına verdi hükümet kurma yetkisini. Pek bilinmeyen kısmı buydu.”
TUTUMLU: EKONOMİ KISMI HİÇ TARTIŞILMIYOR
Bir diğeri de ekonomik politik kısmı hiç tartışılmıyor. Ekonomi politikten kastım şu: O süreçte 2001 krizine kadar birçok banka battı. Ve bu bankaların yönetim kurullarında 28 Şubat’taki etkin bazı paşalar vardı. Mesela Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya, Teoman Koman gibi emekli olduktan sonra bu kişiler O bankaların yönetim kurulu üyesiydi ve o bankaların bir kısmı battı. 60 milyar dolar o günkü parayla, bugünkü parayla 300 milyar doların üzerindedir hazineye yüklenen zarar. Birisi bu. İkincisi: Yeşil sermaye adı altında Anadolu sermayesi horlandı, dışlandı. Ekonomik faaliyetlerini azaltmak durumunda kaldı. Bu büyük Türkiye'nin sahibi olduğunu düşünen sermayenin önünü açmak için 28 Şubat bir manuel olarak kullanıldı. Bu anlamda 28 Şubat'ın sadece bu kültür savaşı tarzı gibi; başörtüsü, laiklik, sekülarizm, islam, islamcılık çerçevesinde tartışmanın ötesinde bir de ekonomi politiğinin tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü meselenin ekonomik politik olduğuna inanıyorum. İktidar kavgasının temelinde de bu olduğunu düşünüyorum. Bize görünen kısmında bu kültür kavgası var ama aslında olan ekonomik-politik-iktidar kavgası.” ifadelerini kullandı.
Programın tamamını aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=sdEWSZmRVnQ





